Neyin nesi kimin fesi

Mert, bir insandır. Bana öyle geliyor ki iyi de bir insandır. Ama elbette emin olamayız. Zira Mert hakkında bildiklerimin çoğunu kimden öğrendiğimi söylersem artık bana olan güveniniz sarsılır. O yüzden, yani siz hala bana güveniyorken, bildiğimi iddia ettiğim şeyleri gerçekten doğru kabul edin ve bu sizin için yeterli olsun. Böylece Mert iyi bir insan olarak yoluna devam edebilsin.

5.2.09

Hayat ve Yarış

Hayatın yarışla olan ilişkisini, artık kendisine bir fayda sağlamayacak olsa bile, bir apartmanın çatısından aşağıya doğru düşmekte olan güvercin boku anlıyordu. Aynı güvercin boku rüzgarın, hızın, pencere camlarından yansıyan aksinin keyfini çıkartıyor ve nihayet düşmekten yana bir sıkıntısı olmadığına ve aslında tam aksine düşmekten gayet memnun olduğuna karar veriyordu. Hayat ve yarış, gezegende varolan bilinç sınırlarının uzağında bir yerlerde, gizli iki sevgiliydiler. Canlılar, ellerinde olmadan yaşadıklarının ve farkında olmadan yarıştıklarının yarı bilinçsizliğinde varlıklarını sürdürüyor, bazende çatılardan aşağı düşüyorlardı.

Hayat ve yarış arasındaki bu büyük aşkı, tam olarak 1648 yılının şubat ayında Erzurum’da, kafasının üzerindeki bir tutam beyaz tüy dışında bütünüyle siyah olan ve büyük bir talihsizlik eseri karşı çatıya atlamaya çalışırken donan kedi çözmüştü. Kedi, birazda şansıyla öğrendiği bu büyük sırrı kediler konseyinde anlatmak üzere yola koyulması gerektiğini hemen kavrayarak yola çıkmıştı. Havanın soğukluğuna karşı acele etmesi gerektiğini biliyor, hayatına karşı vereceği yarışı kazanacağını ümit ediyordu. Bu ümidi varış noktasına 3 ev kala hala koruyordu aslında. Patilerini hareket ettiremediğini idrak ettiği ilk anlarda bile ümidi devam ediyordu. Ta ki isminin Murat olduğunu kimsenin bilmediği çocuk, parmağıyla işaret edip “bak Çelebi, kedi çatıda donmuş” diyene kadar. O çocuğun eline bir taş alıp donan kediye atması ve başını gövdesinden narin bir çıt sesiyle ayırması ise anlatıp anlatmamakta tereddüt yaşayacağımız bir ayrıntıdır.

Tarih, bir daha bahsi geçen aşk hakkında herhangi bir canlıya ait bir bilgi kırıntısı olduğundan bahsetmez. Ve nihayet kadim zamanlara dayanan bu birliktelik hala devam eder. Anlatılanlara göre, tanıştıktan sonra yarışmanın cazibesi hayatı öylesine etkilemişki, biz farkında bile olmadan hayatımız kendisini her türlü yarışmanın ortasına tereddütsüz atmaya başlamış. Otobüsün camından dışarı bakan bir çocuk kendilerini geçen her arabada biraz daha üzülüyor, yavaş giden kamyonları geçerkende kamyonun şoförünün yüzüne muzaffer bir edayla gülümsüyorsa, işte bu elbette bizim için çok yerinde bir örnektir. Yaşantılarımız artık hayatın ve yarışın yatak odaları gibi. Birbirlerini özlediklerinde bir yerlerimizde sevişiyorlar. Bu sıkıntı, bu ter işte ondan. Kaplumbağayı bitişe tavşandan önce getirebilirler. Sınır tanımıyorlar. Omuzlarımızdaki yük, şehvetlerinin dozu arttıkça artıyor. Aslında aşkları büyüdükçe mahvoluyoruz. Yarışma, istiyor, daha istiyor, durmaya niyeti yok.