Neyin nesi kimin fesi

Mert, bir insandır. Bana öyle geliyor ki iyi de bir insandır. Ama elbette emin olamayız. Zira Mert hakkında bildiklerimin çoğunu kimden öğrendiğimi söylersem artık bana olan güveniniz sarsılır. O yüzden, yani siz hala bana güveniyorken, bildiğimi iddia ettiğim şeyleri gerçekten doğru kabul edin ve bu sizin için yeterli olsun. Böylece Mert iyi bir insan olarak yoluna devam edebilsin.

30.9.08

Ziller

Dıptısss ve tataaam...
Zillerin şangırdamasından sonra başıma herşeyin gelebileceğini tahmin etmeye başlamıştım. Zillerin izlerini takip etmenin mümkün olmadığını bilirsiniz. Olacaklardan sorumlu değilsinizdir ve önünede geçemezsiniz. Ayrıca bugünlerde neleri yapabileceğimden ziyade neleri yapamayacağım kafamı daha çok kurcalıyor. Yapamamak bir imkan yoksunluğundan değil. İmkanların gayet olanak dahilinde olmasına rağmen yapmak için gerekli olan motivasyonun ve yeter miktarda cesaretin eksikliği yapmak ve yapmamak arasındaki farkları oluşturuyor.
Pöh, korkaklığın şekillisi desenize.
Dıptısss ve tataaam...
Zillerin şangırtısı bütün sesleri bastırıyor. Bütün çığlıklar havasız kavanozlara hapsediliyor. Çığlıkları hapsedilmişlerin trajedisini anlatmak mümkün değil. Boğaz köprüsünden atlayanlara sormak lazım, altınızda deniz olmasaydı gene de atlar mıydınız diye. Böyle bir densizlik mümkün mü? Bu soruyu sorabilecek kadar aşağılık olabilir miyiz? Öğrenmeye çalıştığımız, çığlıkları hapsedilmişlerin trajedisi mi, yoksa suyun belkisinin rüzgarın uğuldadığı o son saniyelerde nasıl bir ümide yol açtığı mı?
Kavanoz akıllı olanlara sessizlik müstehak. Uğraştığım işlere bak.

17.9.08

Düşe dansa

1.
Ben o eksikliği gördüm uzaktan. Kafasında kocaman bir şapka vardı. Korka korka duvar kenarından yürüdüm. Yüzü yüzüme çok benziyordu. Benim kadar ürkek değildi. Gölgesi çok uzundu. Gölgesi kendisine ilham veriyordu sanki.
Biliyorum o sen veya bir başkası olabilir. Biliyorum, gelirse kabul ederim. Kollarım neredeyse gökyüzüne kadar açık. Bambaşka bir dünyanın bambaşka dertleriyle meşgul değilim. Bende işte açıkça, yolları aydınlatan lambalar kadar ortada olan bir takım düşlerin sıkıntısıyla yaşıyorum. Düşler oldukları yerde kaldıkları müddetçe bir sorun yok. Ben o oldukları yere yaklaştığımda ise bulutlar sıkıntıya kapılıyor. Kollarım gökyüzüne kadar açıktır benim. Hiç değemesemde açıktır. Ve değmemek için açıktır. Gökyüzüne yaklaştığımda düşlerim kollarıma düşer.
2.
Neşeden başım dönercesine sallanıyorum. Tarihler öncesinde kalmış bir kutlama olabilir. Bir şarkıyla bir insana aşık olmuş gibiyim. Zıplayarak ritm tutuyorum. Tekrar ve tekrar aynı şarkıyı dinlemekten bıkmadım. Bu şarkıyı dinlemeye başladığımda yazı daha icat edilmemişti. O zamanlar muhteşem bir delikanlıydım. Saçlarım, gülümsemem ve bu şarkı eşliğinde dans edişimle tam bir çapkındım. Görmeliydiniz, ah neler kaçırdınız.. Bu şarkı çalmaya başladığında dağların zirvelerine çıkar, bir denize atlayıp karaya ulaşana kadar yüzerdim. Vahşi atlarla birlikte koşar, onları ehlileştirmek isteyenlerle savaşırdım. Bu şarkı çalmaya başladığında ağlayan çocukların gözyaşlarını silerdim. Meyve ağaçlarıyla dolu bir bahçeye girer, kiraz, kayısı, dut, armut ve elma yerdim. Paçalarımı sıvar ve ayaklarımı buz gibi soğuk sulara sokardım. Yorgunluktan sırtüstü yattığımda gökyüzündeki yıldızların varlığına inanamazdım. Gözlerimi kapatırdım. O zamanlar saçlarım, gülümsemem ve bu şarkı eşliğinde dans edişimle tam bir çapkındım. Ah güzel günler…