Neyin nesi kimin fesi

Mert, bir insandır. Bana öyle geliyor ki iyi de bir insandır. Ama elbette emin olamayız. Zira Mert hakkında bildiklerimin çoğunu kimden öğrendiğimi söylersem artık bana olan güveniniz sarsılır. O yüzden, yani siz hala bana güveniyorken, bildiğimi iddia ettiğim şeyleri gerçekten doğru kabul edin ve bu sizin için yeterli olsun. Böylece Mert iyi bir insan olarak yoluna devam edebilsin.

7.2.07

tutma

varolan genel ilişki kurallarını tümden reddediyorum. bu kadar zor olmamalı. isteyebilirim yan cebime koymacılığını kabul etmiyorum. istetebilmek için takla atmaktan azad edilmek için adımı gereken listenin sonuna yazdırdım. sıram 1254 sene sonra gelecek. 1254 sene boyunca kalacağım yeri seçtim. tepesinde çemberlerle çizilmiş garip sınırlar olan dağın insani kalabalıkları arasında kayboldum. zamanlardan soğuk. ateşin icadına çok var. ısınmanın tek yolu birisinin elini tutmak. bu ikilemin mahşerinde mahvoluyorum. eğer 1254 sene dayanabilirsem kurtulacağım. ama dayanabilmek için birisinin elini tutmalıyım. ya sürenin sonunda tuttuğum eli bırakmak istemezsem. o zaman bu dağın tepesinden inebilecek miyim? attığım adım hangi zamana izdüşecek. beni affedebilecek bir güneş doğacak mı? zaafiyetimin sınavını vereceğim. işte bu benim dinim. nefsimin korkunç iştahını kırbaçlarla terbiye edebilir miyim? eğer yenik düşüp tuttuğum el, sağ omzumdaki şeytanın kızkardeşinin eli ise, işte o zaman...
evrenin hiç görmediği bir karabasanda uyanarak yastığınıza düşen ter damlalarınızda duyulamayan haykırışlarınız olacağım.
yakılarak idam edilen mazlumların tutuşan son saç telinin, kaale alınmaması imkansız çığlığı olacağım.
canlı canlı gömülen bir ölünün, üzerine atılan her kürek toprağın sesini duyduğunda çürümüş kalbine saplanan hançer olacağım.
susuzluktan kurumuş bir çiçeğin solan yapraklarına, bütün ümidi kaybettikten, ve hayata dair hayallerinin hepsinden vazgeçtikten sonra değen bir damla su olacağım. kahkahalarla.
ey şeytanın lanetli kız kardeşi...eğer senin elini tutarsam, sen kazanırsın. benim elimi tutma.

30.1.07

yalnız yanlış

yine başlıyoruz. yalın yalnız yanıl yanlış. yalnızlık yanlıştır. birisini özlemenin senden başka kimseye faydası yok. hatta sana hiç faydası yok. o zaman bu bencillik niye? toplumsal fayda için uğraşın. özlemek, duygusal masturbasyonumuzdur. "seni o kadar çok özledim ki" şeytanın bize öğrettiği bir dua, kapkaranlık bir odada günah çıkartmamızdır. bana ömründe ilk defa festivale katılmış çocukların etrafa baktığı gibi bakma. elinde pamuk helva yok. ben ise atlı karınca olmaktan çok uzağım. burada, yaklaşık 248 sene önce kabul görmüş resmi insanlık hissiyatı kanunlarını çürütüyorum. 249 sene önce herkes ne kadar mutluydu. bunu o kanunları yaparlarken de söyledim, şu işi ne idüğü belirsiz bir grup şair ve edebiyatçının eline vermeyin, sıçıp sıvarlar dedim. ve işte insanlığın geldiği nokta. birisini özlemekle ilişkide kendine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini sanan his sığırcıkları doldu etrafımız. korkak yaşanan ilişkilerin birinci ligindeyiz artık. her sene madalya kazanan üç çifti birbirlerine dinlettikleri ilk romantik şarkıda asmalıyız. boşa dökülen her gözyaşı için vergi toplanmalı. yalan yalnızlıklarını yüzlerine vurmalıyız. yanan yanlışlar etrafında dönmekten onları kurtarmalıyız. o zaman bir festival havasından bahsetmeye hakkımız olur. o zaman atlı karınca olmasam bile en azından bir at, eğer şanslıysam belki karınca bile olabilirim. ve bana şaşkın gözlerle bakan sen elinde pembe renkli bir pamuk helvayla çok mutlu olabilirsin.

4.1.07

en güzeli

"-sana ihtiyacım var
-hayır bana ihtiyacın yok
-bunu sen bilemezsin
-ama bildiğim başka şeyler var
-nedir?
-bana ihtiyacın olduğunu bana düşündürterek benim duygularımı hiçe sayabiliyor, ve sağladığın yararı maksimize etmeye uğraşıyorsun. işin trajik yanı ise böyle yaptığının farkında olmaman. yani seni suçlayamıyorum, sadece anlaman için çaba sarfedebilirim
-kendini fazla önemsiyorsun
-o zaman bana sen anlat, neden seni hayatımdan çıkartmaya her çabalayışımda beni tekrar buluyorsun? neden sahip olduğun şeyleri korurken benim kendime senden başka bir yol çizmeme engel oluyorsun? ve bu zayıflığımı kullanırken hiç canın yanmıyor mu? bana bunları anlat, lütfen.
-ben mi seni tekrar buluyorum? ben mi sana engel oluyorum? sana defalarca seninle birlikte olamayacağımı söylediğim halde bunu önemsemez gibi yapıp benimle sadece arkadaş gibi diyalog kuran sen değil miydin? ben ne yaptığımı sana söyleyeyim. ben senden kendime arkadaş yaptım, ve bunu sen sağladın. şimdi sana ihtiyacım var çünkü başka arkadaşım kalmadı. beni benden bile daha iyi tanıyorsun ve birilerine birşeyler anlatmam lazım
-üzgünüm. ben artık o rüyayı görmüyorum. şimdi parmaklarımdan ve dilimden bencillik akıyor. kendimi korumanın başka bir yolunu bilmiyorum. herşeyi olduğu gibi bırakıp gitmekten başka bir yol bilmiyorum. kendimi kandırmanın pek çok yolunu biliyorum ama seninle baş etme hususunda hiçbir fikrim yok. gücümde yok, cesaretimde yok. bu yönüyle bitmiş bir adamım. ve kimse bitmiş adamlarla birlikte olmak istemez.

bana acır gibi bakarken söylemek istediklerinin kalanını söylemekten vazgeçtiğini anladım. aslında bana acımıyordu. ikimizde hadiseyi ne kadar büyüttüğümü biliyorduk. sadece olay çıkartmak istemiştim. bu huyuma alıştığından olsa gerek çok fazla bel altından vurmamış, oyundaki rolünü güzel oynamıştı. birbirimizden vazgeçemiyorduk. daha önce kendi kendimize ciddi kararlar alıp bir daha hiç görüşmemeyi denemiş olsakta bunu bir türlü başaramamıştık. sevgili olamıyor arkadaş olamıyor ne olmaya çalışırsak çalışalım elimize yüzümüze bulaştırıyorduk"

2.1.07

mavi

bu sefer sebebi sensin. ah aman küçüğüm bu yol sana gidiyor. ben gidemiyorum. yol çok karanlık korkuyorum. senin küçük yüzüne bakamıyorum. senin küçük gözyaşlarından korkuyorum. bir tarafımda upuzun bir ağaç var, gökyüzüne aşık, gökyüzüne küfür ediyor. bir tarafımda koskoca kayalar, binyıldır haykırıyorlar, seslerini kimse duymuyor. çaldığım kapıların mevsimi sokak mavisi. işte bu rengin yüzünden bulamadıklarımız, yoldan çıkışlarımız. hangi şehirden silmişler o maviyi? oranın yoluna açılan kapıların mevsimi ne renk? bütün özensizliğimi bırakıyorum. o şehrin bir kaldırımında taş olmaya ödüllü bir mahkumum.