Soğuk olduğunu hissettirmek için elinden geleni yapan şehirde bir sefer hariç hep kış ayıydı bütün hatıralarım. Gri, sis ve kazak kelimelerinin bolca kullanıldığı onlarca hikayeden biri. Yollar ve kaldırımların eksik olmadığı o günlerin sapsarı bir hayalden öteye gitmeyeceğini bilmek yeterli değildi. Şövalye değildim ama sonunu sinsice merak ettiğim için kestirip atmaktan korkuyordum. Her seferinde gidip, her seferinde bir başka mide ağrısıyla ayrılıyordum. Ellerimle tutunabilmeyi umuyordum, ellerimi hiç uzatmıyordum. Turnalarla ilgili garip takıntılarımı kimseyle paylaşmadan kağıtların üzerine yazdığım zamanların hemen sonrasında seyahatlerimin mecburi duraklarından birisi olan o soğuk şehirde bırakmam gereken birşeyler vardı, bıraktım. Kimseyle paylaşmadan tek başıma verdiğim kararlardan bir tanesi dahaydı. Sıkıntıların yeteri kadar uzun sürecek olması sorun değildi ama bazı şeyleri göğüslerken yalnız olmak yardımcı olmuyor. Çorak dağların tepelerine bakarken içilen sigaraların, melankolik bir şarkının, telefon kulübesi sırasının ve bir cumartesi günü postane kapısının birer kareyle zihnime işlenmiş olduğu gerçeğini kabullenmek zorundayım. Ve nihayet bilinene doğru ilerlerken ne düşündüğümü ise hiç hatırlamıyorum. Sadece o şehirde güneşli bir güne ait tek hatıramın, caddelerde beklerken çoktan kaybolmuş, kaybedilmiş, kaybettiğim, kayıp bir mutluluk rüyası olduğunu biliyorum. Masadan kalkan ben hiç gereği yokken biraz daha büyümüştüm artık. Elbette geriye dönmenin mümkün olmadığı zamanlar için üzülmenin anlamı yok. Belkiler için fazla vakit kaybettik. Ama, ama mutlu bir kalp çarpıntısı için genede güzeldi demek fazla mı acıklı olur? Ne olursa olsun. Öğretmenin acımasızsa, öğrenmenin çok fazla tatsız yolu var. Bazı yollar insanı soğuk bir şehrin kaldırımlarında uyandırırken, bazıları başka bir şehrin bir ara sokağında karanlık bir akşam elinde bira kutusuyla virane bir apartman dibinde…
Neyse… pek çok şey söylendi. Belki pek çoğu gereksizdi. Bekleyenlere dair ümitlerin olduğu bir dünya özlemi, diğerlerine haksızlık olmaz mı? Hak demişken, hakeden, edilen, etmeyen hep beraber rengarenk bir deliliğin çevresinde dönmekten bıkmıyoruz. Ama biz burda şenliklerimizi kocaman bir direğe bağladığımız kurdelalarımızla kutlamıyoruz. Dönerken arkamızda bıraktığımız izleri takip edenlerin kızgınlıklarını umursamıyoruz. Hepimiz o kış şehirlerinde üşüyoruz. Eğlencemizde üşüyor sefaletimizde. Ayakta ne kadar dik durursak o kadar adam oluyoruz. Ve o kış şehirlerinde mutluyuz. Ben o kış şehrine sadece bir kere yazın gittim. Ardımda bıraktığım gözyaşları sonbaharı getirdi.
Neyin nesi kimin fesi
- simplextablosu
- Mert, bir insandır. Bana öyle geliyor ki iyi de bir insandır. Ama elbette emin olamayız. Zira Mert hakkında bildiklerimin çoğunu kimden öğrendiğimi söylersem artık bana olan güveniniz sarsılır. O yüzden, yani siz hala bana güveniyorken, bildiğimi iddia ettiğim şeyleri gerçekten doğru kabul edin ve bu sizin için yeterli olsun. Böylece Mert iyi bir insan olarak yoluna devam edebilsin.
24.6.09
8.6.09
Gideceksiniz
Herşeyin güzel bir gülümsemeyle hallolabileceği zamanların peşinde koşan küçük küçük insanlar. Pıt pıt sekerek bir odadan bir odaya geçerken arkasında bıraktıklarını umursamayan, iyi ki, minik mırıltılarla dertlerini sessizce anlatmaya çalışanlar ve diğerleri. Peşlerinde ömürlerce koşulabilecek olanlar onlardır. Yetebildiği kadarını onlara ve kalanları martılara atarsak memnun bir hayatın kucağında uyanabiliriz. Araya kocaman bir boşluk girse bile mutlaka bir gün bir bardak çay içerken aklımıza düşecek olanlar gene onlardır. Sessizlikleri ve nezaketleriyle, hiç tanışmadığımız halde aşık olduğumuz onlardır. Bütün gün çalışıp, akşamın karanlığını derin bir nefesle içimize çektiğimizde, o gün artık vicdanen tamamen rahat olduğumuzda, yarına kadar mutlu iken yani, yanına gitmek isteyeceğimiz onlardır. Biz eve giderken, odamızın sessizliğine mahkum ve gönüllüyken, arada işte, çok değil ama bazen iç geçirdiğimiz bir an olduğunda, geçen içlerin ilacı onların elindedir. Kağıtlar, telefonlar, bilgisayar, kalem, para, gözlük ve bütün bu karışıklığın her yerinde hissedilen eksiklik, o, yaşadığımız hayatın gerçek bir parçası olmadığı için, sanrı olmaktan öteye gidemiyor. Eksikliği bile hayal olan bir hayal. Olmayan eksikliğe duyulan özlemin rüyasını gören şaşkınların şahı, elbette önyargılarıyla mutlu koskocaman bir kahkaha! Çığlıkları için kulaklarınızı tıkayınız. Çünkü en derin sessizliğinizi paylaşmaya geliyor. Cebinde onlardan bir tutam var ve dağınık masalarınızın bir köşesine bırakmaya kararlı. Güne başlarken hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağını anlayacaksınız. Az önce rüyanızda gördüğünüz ve mutluluğunuzu gerçek kılan o şimdi yanıbaşınızda olan. Kapanan gözkapaklarınızı hafifleten, uykulu zihninizi kafein etkisiyle harekete geçiren, parmaklarınızı tıkır tıkır çalıştıran ve –inanılır gibi değil belki ama- bütün bunları hiç müzik olmadan yapan başka hiçbirşey yok. Artık dışarıdaki oksijenin tazeliği bile size yetmiyor. Ölmekte olan bir sineğin çırpınışları gibi vızıldayarak pencere kenarında kısılıp kalmak istemiyorsunuz. Kahkahalar size memnuniyetle o pencereyi açacak, ve dışarı o mükemmel kaçışınızı planlayacak. Koşar adım, uçar kanat, dörtnal gidecek gidecek gidecek gideceksiniz….
Subscribe to:
Comments (Atom)