Dıptısss ve tataaam...
Zillerin şangırdamasından sonra başıma herşeyin gelebileceğini tahmin etmeye başlamıştım. Zillerin izlerini takip etmenin mümkün olmadığını bilirsiniz. Olacaklardan sorumlu değilsinizdir ve önünede geçemezsiniz. Ayrıca bugünlerde neleri yapabileceğimden ziyade neleri yapamayacağım kafamı daha çok kurcalıyor. Yapamamak bir imkan yoksunluğundan değil. İmkanların gayet olanak dahilinde olmasına rağmen yapmak için gerekli olan motivasyonun ve yeter miktarda cesaretin eksikliği yapmak ve yapmamak arasındaki farkları oluşturuyor.
Pöh, korkaklığın şekillisi desenize.
Dıptısss ve tataaam...
Zillerin şangırtısı bütün sesleri bastırıyor. Bütün çığlıklar havasız kavanozlara hapsediliyor. Çığlıkları hapsedilmişlerin trajedisini anlatmak mümkün değil. Boğaz köprüsünden atlayanlara sormak lazım, altınızda deniz olmasaydı gene de atlar mıydınız diye. Böyle bir densizlik mümkün mü? Bu soruyu sorabilecek kadar aşağılık olabilir miyiz? Öğrenmeye çalıştığımız, çığlıkları hapsedilmişlerin trajedisi mi, yoksa suyun belkisinin rüzgarın uğuldadığı o son saniyelerde nasıl bir ümide yol açtığı mı?
Kavanoz akıllı olanlara sessizlik müstehak. Uğraştığım işlere bak.
No comments:
Post a Comment