Neyin nesi kimin fesi

Mert, bir insandır. Bana öyle geliyor ki iyi de bir insandır. Ama elbette emin olamayız. Zira Mert hakkında bildiklerimin çoğunu kimden öğrendiğimi söylersem artık bana olan güveniniz sarsılır. O yüzden, yani siz hala bana güveniyorken, bildiğimi iddia ettiğim şeyleri gerçekten doğru kabul edin ve bu sizin için yeterli olsun. Böylece Mert iyi bir insan olarak yoluna devam edebilsin.

9.7.09

Kış Şehirleri 2

Kış şehirlerinde tüketilen senelerin hatıraları umulmadık bir zaman penceresinden gülümsüyor. Eski anılarımı, kanepenin arkasına düşüp çoktan yitmiş tozlu bir haldeyken bulup çıkartıyor. O soğuğu tekrar hissetmem için bir pencere daha açıyor. Kış şehirleri, kuru ayazı ve lanet rüzgarıyla başımı döndürüyor. Fırsatların kaçırılması için verilmiş izinler, korkaklık mı cesaret mi, dürüstlük mü, delikanlılık mı, aşk mı hayal mi. O gece otobüste yapılmayan bir konuşmayla tarihim değişiyor. O otobüsten inerdim biliyor musun, gerçekten inerdim. Sesini duymam yeterdi. Pırıl pırıl saçlarına sarılırdım, beraberce ağlardık. Yıllar geçti ve ben hep bunu merak ettim. O allahın belası gibi sevdiğim şehrin, terk etmeden küfür ettiğim, kıskanmadan özlediğim, yollarında üşüyerek büyüdüğüm şehrin çıkışında gelmeyen bir telefondun hep. Kanepenin arkasındaki tozlanmış anıların en dibinde hep o belki var. Gündüz hayalim, gece ümidim birbine girerken, yokluğun sefaletim, varlığın ilk serin su yudumumdu. Ben ne çektiysem bu kış şehirlerinde çektim. Halbuki sen ne kadar güzel gülüyordun. Açık gözlerimle bembeyaz karların körlüğünde yuvarlanırken, hiç sebebi yokken sana bakabiliyordum. Hırkanı ödünç alabiliyordum. Seçip üç tane kitap getirdiğimde bakakalıyorduk. Ben okurken sen inanıyordun. Bulutların kaşifi ben değildim ama, seninle birlikteyken bir yerlerde bir çocuk gökyüzüne bakıp beni gösteriyordu biliyordum. Ve sen hala ne kadar güzel gülüyordun.

Geçenin zaman olduğunun anlaşılması, geri dönemediğimiz bütün o yolların sonunda kış şehirlerinin kederli bekleyişi ve vakitlice izin istediğimiz dostluğumuzun lacivert kuşanmış hallerimizle sona ermesi, ortada anlatılmaya değer bir hikaye olduğuna işaret ediyor. Ben bu hikayenin neresindeyim, sen hala o kitapları okuyor musun bilmiyorum. Sadece , en sonunda, sanırım, artık başka bir kış şehrine gitmemeye karar verdim. Göremediğim dallara tutunarak buraya kadar geldim. Mor telleri olan kafeslerin arasından sıyrılıp ateş yutan aslanların ininden geçtim. Şelalelerin sesinden sağır olup turnalarla uzaklara göç ettim. Sakallarımı göğsüme kadar uzatıp çıplak ayaklı dilencilerle seviştim. Buralara kadar geldim. Artık, arada sırada, geriye dönüp bakıyorum. Uzaklardan bir ses duyar gibi oluyorum ama çıkartamıyorum. Karanlığın içinde bana benzeyen birisi gibi sanki. Ve karşısında bir kız oturmuş dinliyor. Çok karanlık, çok soğuk. Tam seçemiyorum. Seslensem duyarlar mı? Seneler öncesinden hatırlamam gereken birşeyler varmış gibi. O çocuk ben miyim, o kız sen misin? Hala o kanepede oturmuş benim okuduklarımı mı dinliyorsun? Lütfen öyle olsun. Öyle kalmış olalım. Orda kalmış olalım.

Ahmet abi, sen de bağışla…

No comments: