Seninle daha önce karşılaşmadık. Çünkü ben bu sokaktan ilk defa geçiyorum. Çünkü daha önce geçmiş olsaydım mutlaka hatırlardım.Ve aslında bu sefer karşılaşmış olmamızda gerçekten büyük bir tesadüf sadece. Manavdan aldığım mandalina ve portakal dolu poşetlerin ağırlığı yüzünden başım öne eğik gidiyordum. Zaten bu sokaktan ilk defa geçişim de, bu manavın anlatıla anlatıla bitirilemeyen mandalina ve portakallarından almak istemem sonucu gerçekleşti zaten. Yani bu durumda seninle karşılaşmamın nedeni bu sokaktan geçmiş olmam değil, mandalina ve portakal almak istemem. Elbette canını sıkmak niyetinde değilim, ancak bu manavı bana öve öve bitiremeyen arkadaşımında hakkını yemek istemem doğrusu. Uzun lafın kısası şuki, arkadaşım, manav, mandalinalar, portakallar ve bu sokak, hepsi birlikte seninle karşılaşmamı sağladılar. İyi mi ettiler kötü mü ettiler bilemiyorum. Sonu felaket olması çok olası bir adım atmış olabilirim. Benimkisinin zaten felakete giden yolları adımlamakla geçirilmiş bir ömür olduğunu bildiğim için çok endişeli değilim. Tek farkı bu sefer ellerimin dolu olması.
Pek çokları hala neden sürekli mektup yazdığımı soruyorlar. Buna gerçekten dürüst bir cevap verebilir miyim bilmiyorum. Belki daha kolay olduğu içindir. Birkaç kez yazarak söylemek istediklerimi yüzyüze geldiğimde konuşarak anlatmayı denedim. Sonucu ise (felakete giden yollardan bahsetmiş miydim?) bilmek istemezsin. Nihayet mektupta büyülü bir yaratıcılık olduğunu keşfederlerse belki onlarda ellerine kalem ve kağıt alırlar. Elbette dikkat etmelerini iyice tembihlemek gerekecek. Dikkat etmezlerse mektup yazmayı bırakamayacaklardır. O büyülü yaratıcılığın kullarından birisi olarak kalma riski her zaman var. O zaman mektubu kime yazdığının, ne için yazdığının hiç önemi kalmıyor. Benim başıma gelse senin önemin kalmayacak mesela. Ne kadar korkunç değil mi? Ama işte sen ve mektup bir bütün olarak artık karşımdasınız. Böylece geçmişe, geleceğe ve arkası güneşli bir gökyüzüne açılan pencerenin tam önünde duruyorum. Ayak bileklerime kadar pırıl pırıl suların içindeyim. Nefes kesici bir manzara.
Ama seninle daha önce karşılaşmamış olmamız gibi devasa bir gerçek dururken bütün bu mektup olayı sadece küçük bir ayrıntı. Bu -yani daha önce karşılaşmamış olduğumuz gerçeği- eminim ikimizinde hatıralarında acı bir anı olarak kaldı. Beni gördüğün anda gözbebeklerinin o ani büyümesi herşeyi yeterince anlatıyordu zaten. Birbirimizi gördüğümüz anda daha önce karşılaşmadığımız için üzülmüş olmamız bitmeyecek bir dramın sinyalidir belkide. Ama elbette o vazgeçilmez adımları atacağım. Korkusuzca bu sokağa girdiğim gibi, korkusuzca gözlerine baktığım gibi, hiç çekinmeden senin için, sana doğru olan bütün yollarda ayak izlerimi bırakacağım. Sonra bir akşam bir kanepede, bacaklarında battaniye örtülüyken, sana bir tabak portakal uzatacağım, kabukları soyulmuş olacak elbette, ve sen uzanıp alacaksın, bana bakarak gülümseyeceksin. Belki o gülümseme benim bir daha hiç mektup yazmayacağım anlamına gelecek. O büyülü yaratıcılık yerini sessiz bir akşama bırakacak.
…ve düşlerini alıp tekrar portakalların ve mandalinaların arasına koydu. İlk defa yürüdüğü sokakta başı öne eğikti, kimseyi görmedi.
No comments:
Post a Comment