Yoktun. Ben onlarca gece gezmedeydim, tonlarca şarkıyla haşır neşirdim. Küllükten dost, kulaklıktan kardeş edindim. Farkettirmeden bakındım, bakkaldan çıkarken gördüm sandım. Sandığım kadar kaçındım, sandıklarca kağıt yaktım. Bağırdım sonra, sonsuza kadar bağırdım. Sormaya korktular, soğukta kaldım. Koşsam kaçardım aslında, kaldım. Başkalarına değil kendime anlattım. En güzel çiçeklerin kokusu yüzündeydi. O karanlık yolda hatıralarım diziliydi. Motor sesleri, bir üst geçit, bavullar, otobüs. Hangisine dokunacağımı bilemediğim yüzlerce yüzden birinin gerçek olması lazımdı. Bunu anlamam gerek, buna inanmam gerek. Hiç bir şey yeterli değildi, ne cesaret ne zaman. Hepsi birer hayaldi.
Hepsi birer hayaldi. Sen yoktun. İnsanın kendine yalan söylemesi ne kadar acıklı, ne kadar üzücü. Duvarları rutubetli evlerin ruhları da ekşimiş oluyor. Uyku bile nemli bir kucaklaşma gibi tiksindiriyor. Çıkıp gitsem, önce dağlara ve ağaçlara, sonra ıssız patikalardan ırmaklara ulaşsam. Kehribar tespihlerin sırrını çözsem mesela, bir sır olanlara kapı aralasam. Yalnız kalan insan hiçbir şeyden zevk alamamaya başlıyor, hep daha farklının peşinde koşuyor, koştukça yalnızlaşıyor, yalnızlaştıkça… Ama genede asla gerçekten yalnız kalamıyor. Sen hiç bırakmıyorsun. Sen yoksun, sen ordasın.
İncinmekten korkup ona gitme. Gidenler var, artık haber alamıyoruz.
No comments:
Post a Comment