Gözlerim çıkmıştı, koştum ve rüzgarın hissiyle ilerledim. İlerlerken endişeliydim, önceleri, kibar bir çocuk gibi taralı saçlarımla sakindim. Zaman, hatırasız kırbaçlarını dar koridorda savururken darbe almadan geçebilenler gözyaşlarına boğuluyordu. Mutluluktan mı üzüntüden mi olduğunu bilemiyorduk. Şapkaları düşenler, kulakları kesilenler, omuzları çıkanlar inliyordu. Sorulan sorulara bakışımız çatı güvercinleri kadardı. Hikayemiz bitmeden boynumuzdan içeri süzülen dolu parçaları sesimizi bir anda kesip, yaz sevincimiz oluyordu. Ve aslında tek sevincimiz oluyordu. Aşka muhtaç, depresif, tükenmiş hallerimiz gözümüzün önünde inatla raksediyor, biz ise tutturdukları ritme eşlik etmemek için koltuklarımıza sımsıkı yapışıyorduk. Bu sıcakta deri koltuklara sımsıkı yapışmanın bizden neler götüreceğini bilemiyorduk. Kaçarken yakalanan, terlerken üşüten zayıf bedenlerimiz tutsaklığa doğru çekiliyordu. Ritmik bir def sesi kulaklarımızda hala yankılanıyordu.
Bacaklarım kopmuştu, istedim ama dans edemedim. Önceden yaptığım bütün o hareketleri şimdide zihnimde yapıyordum. O dakikalardı sanırım uğultulu bir kalabalık yaklaştı. Ben çırpınırken tüylü garip kıyafetleriyle çıkageldiler. Beynimde sürekli çalan, beni delirtmek üzere olan o ritmi, ellerindeki aletlerle çalıyorlar ve hepbirlikte dans ediyorlardı. Etrafımı çevirmişler kaçacak yerim yok. Yavaş yavaş yaklaşıyorlar. Artık nefeslerini hissediyorum. Onlar gibi dansetmemi istiyorlar. Eski güzel günlerdeki gibi mi? Eski günler neden eskidiklerinde güzel oluyor diye sormaya fırsat bırakmıyorlar. Diretiyorlar. Vurmalı müzik aletleriyle çılgınlar gibi tepiniyorlar. Terliler ve bitmeyen bir enerjileri var. Açtıkları bu kapıdan geçip, gösterdikleri bu yoldan ilerlemeye takatim yok.
Ellerim kopmuştu. Sana yazamamanın ciğerlerimi parçalayan acısını tarif edemem. Aşkın, anlatılamadığında ne denli bir canavara dönüştüğünü bilmiyorsan çektiklerimi tahayyül bile edemezsin. Kelimelerin dolduramadığı boşlukta işkenceler cirit atıyor. Kenara atılmış, terkedilmiş, unutulmuş, onursuzlaştırılmış, lanetlenmiş ve çürümüş bir ruhun intikamı aramızda dolaşıyor. Harikulade bir dengede ilerlerken, hem huysuzlanıp hem kılımı kıpırdatmazken yaşadığım sahtekar inatçılık gibi değil bu. Gerçek aşk ve gerçek mutluluk arasında bir yerde. Sefalete diz boyu batmanın arifesi. Her canlının yalnızlıktan kaçmak için bulduğu kendine özgü yollardan arınıp seninle yüzyüze bakmak, ama çıkan gözlerimle görememek, kopan bacaklarımla gelememek, olmayan ellerimle dokunamamak. Delik deşik.
2 comments:
Şu "şapka" meselesi.. hakkında pek çok şey bilmek istediğim imge.
Yaşar Kemal'in şapka' larından farklı olduğu kesin olan, ama mert oktay litaretüründe çözemediğim anlam. bunu konuşalım artık...
sanki bir kabusu anlatmışsın gibi... yazı bitsin, uyanalım artık istedim okurken!
Post a Comment