Önceden haber veren birisi olsaydı, iyi olurdu. Çok ani oldu, ne diyeceğimi tam bilemedim. O an, karşımda dururken öylece, benden duymak istediğin bir şey var mıydı hiç öğrenemedim. Dudaklarımın ucuna kadar gelen kelimeler, daha önce aylarca belki kaç defa kendi kendime tekrarladıklarım uçtu gitti. Orda ben durdum, sen durdun, televizyon durdu, masa durdu, koltuk durdu herşey durdu. Ben sadece nefes alıp nefes verebildim. Saçlarının parlaklığını hatırlıyorum sadece. Birde o adamdan ayrıldığını söyleyişini. Sonra bir baktım, sekiz sene geçmiş üzerinden. Bu da bir hikaye işte nihayetinde. Herkesin başına gelir böyle şeyler değil mi? Benim başıma geldi. O yaz, çok sıcaktı.
O yaz başlarken önceden olmadığı kadar umutlu ve perişandım. Önceleri tek başıma gezer ve düşler ve hayaller ve rüyalar kadar engin yalnızlığımı en iyi arkadaşım sanırdım. Değilmiş. Benimle arkadaş olmak için sıraya girenler varmış. Bilmiyordum, öğrendim. O yaz, çok şey değişti. Kapalı telefonların sessiz bekleyişi gibiydi o yaz. Hiçbir ümide yer bırakmayacak kadar acımasız ve dürüsttü. Aslında tam bir delikanlıydı bu sebeple. Ve hikayeler geçmiş, anlatıcılar banklarını terketmişti. Dökme demir şehir mobilyaları giderek edebi bir hal alıyordu. Soğuk hiç gelmeyecekmiş gibi terletiyordu o yaz. O yaz, birçok şey değişti. Koskoca bir hayat mesela, ordan gidiyordu, yolunu değiştirdi. İyi veya kötü değil ama koskoca bir hayat değişti. Şimdi özlenen güzel bir hatıra olarak o yaşım orada kaldı. Sonrası göç. O uzun yazın bitmeyen sıcaklığında kavrularak başlanan göç, seraplar ve rüyalarla hala devam ediyor. Biz, hepimiz, bir vaha arıyoruz, halbuki bıraktığımız yer ormandı. Serin güzel günlere doğru ağaçların tesellisiyle ilerliyoruz.
No comments:
Post a Comment