Kapalı kapılar ardında kısa bir hikaye anlatıldı;
Gürültülü kahkahalar ve tüketilen envaiçeşit alkolün birbirine karışmasıyla ortaya çıkan hengame başedilir gibi değildi. Kısa boylu, güzel sesli, kıvırcık saçları olan bir kız çocuğu masalara içki taşır ve terbiye sınırlarını zorlayanlardan nazikçe uzaklaşırken, nereden geldiği belli olmayan bir fısıltı duydu;
Bin cevapsız sorular sordum,
Sen, dilindeki şarapla mayhoş.
Ellerim kıvılcım gözlü ateş,
Yekpare gülistan, kırmızıyla sarhoş.
Hızlıca etrafa bakınsa da alışık olmadığı güzellikteki bu sözlerin kimden geldiğini tam anlayamadı. Elindeki boş tepsiye baktı, üzerinde içkilerden dökülmüş birkaç damla vardı. Damlalar biryere gitmek istiyor gibiydiler. Kapıdan şimdi, şu anda işte çıksa, kendisini affettirene kadar koşsa, şarkılar söyleyerek efsanevi mutluluk arayışını başlatsa.
Hayır. O kapıdan çıkmasına gerek yok. Ütopik hayallerinizle herşeyi ve herkesi birbirine katmaya bayılıyorsunuz zaten. Efsanevi mutluluk arayışıymış. O kız kapıdan çıkar çıkmaz soğuktan donup içeri döner. Hangi şarkı, hangi mutluluk? Bu süslü fikirlerinizi kendinize saklayın. Sizin, kendinizin bile inanmadığı o dahiyane önerileriniz yüzünden heba olan hayatları toparlamakla geçti hayatım.
Anlamıyorsun. Kapıdan çıkmak bir metafor sadece. İstediğimiz şeyin gerçekten soğukta koşarak şarkı söylemesi olduğunu mu sanıyorsun? Ah küçüğüm, ne kadar safsın. Sıkıştığı hayattan dışarı bakabilmesi için kalbine bir ümit yerleştirmeye çalışıyoruz hepsi bu. Yoksa elinde tuttuğu tepsinin üzerindeki damlalar gibi eninde sonunda yere düşecek. Onun sadece biraz cesarete ihtiyacı var. Sonra, sonra kendisiyle gurur duyacak.
Sanıyorum artık saçmalamanın doruklarında geziniyorsunuz. Bana metaforun ne olduğunu öğretmeye çalıştığına gerçekten inanamıyorum. Kapıdan dışarı çıkarsa üşüyecek derken asıl ben..... Ohooo......Boşversenize. Daha öncede oldu, daha öncede denediniz.Pek çoklarını kandırdınızda. Ben her sabah o "kendisiyle gurur duyanlar"ın gözyaşlarıyla duş alıyorum. Arkanızda bıraktığınız enkazın közleriyle sigaramı tutuşturup, hala konuşabilen çok azının yaktığı ağıtlarla saklambaç oynuyorum. Şimdide bu küçük kız ha?
Bu hararetli tartışmalar sürerken kısa boylu, güzel sesli, kıvırcık saçlı kız çocuğu tepsisine birkaç köpüklü bira daha koymuştu. Kimsenin farketmediği şey ise, merdivenlerin trabzanına dayanmış birisinin neredeyse fısıltıyla söylediği şu sözlerdi;
Karşında sükût namümkün,
Güneş ancak gülersen doğacak.
Kavuşmak hayal, biçare beden,
Kavrulup gitse belki ihya olacak.
Arkalardan birisi "Hey, içkiler nerde kaldı?" diye bağırdı.
No comments:
Post a Comment