-Alo
-Alo, merhaba Gökhan
-Merhaba?
-Tanımadın değil mi? Ceyda ben
-Ceyda?
-Aslında numaramı telefonundan sildiğini tahmin etmiştim
-Şaşırmadın o zaman
-Yo, şaşırmadım. Ama gene de belki diyordum
-Belki ne?
-Boşver. Nasılsın diye merak etmiştim, o yüzden aradım aslında
-Ben iyiyim. Hoş olmasam da muhtemelen bunu seninle paylaşmaz, iyiyim diye geçiştirirdim.
-Peki şimdi geçiştiriyor musun yoksa gerçekten iyi misin?
-Ceyda bunun bir önemi olduğunu zannetmiyorum. Ne oldu yalnız mı kaldın?
-Öyle de denebilir. Aslında bu kadar kalabalığın içinde insan yalnızım derse komik olur. -Söylemek istediğin bir şey var mı?
-Seni çok kırdım değil mi?
-(nefes verir) Bak, beni çok kırmıştın evet, senin yüzünden günlerim gecelerime karıştı, hayata olan inancımı kaybettim hatta bir ara. Ama sonra baktım ki sen dünyanın en mutlu insanı olarak, bence dünyanın en gerizekalı adamının elinden tutmuş bir halde hayatına devam ediyorsun. Bende nihayet asıl yanlışın bende olduğuna karar verdim ve tık! Bir anda herşey değişiverdi. Sen duyman gereken pişmanlığı hiçbir zaman duymadın. Ama şimdi bir buçuk sene boyunca hiç ihtiyaç duymadığın bana telefon açmış nasıl olduğumu öğrenmek istiyorsun. Bunun nedeni de muhtemelen yalnız kalmış olmandır. O küçük egon hasar gördü ve bi yerlerde bıraktığını hatırladığın ve ne zaman çağırsan yanına gelen Gökhan aklına geldi değil mi?
-Bunları hakettiğimi biliyorum, ve baştan sona haklısın. Kendimi savunmaya kalkışacak değilim. -Kendini değil, ama belki dünyanın en gerizekalı adamı dediğim için o lavuğu savunmaya kalkarsın diye düşünmedim değil.
-Aslında onun artık pek savunulmaya ihtiyacı yok. Yani aslında farketmez.
-Ne oldu? Ayrıldınız ve görüşmeyi kestiniz değil mi?
-Öyle de denebilir.
-Bişey mi oldu? Garip garip konuşma
-Bak, o gerizekalı ve lavuk diye tanımladığın adam artık yaşamıyor, öldü. O yüzden gerçekten farketmez.
-…..Başın sağolsun, bilmiyordum….Üzgünüm
-Olmamalısın, en azından ben değilim.
-Değil misin?
-Hayır. Eğer üzülürsem ikiyüzlülük yapmış olurum. Ve inan zaten değmezdi.
-Biraz fazla sert olmadı mı? Adam ölmüş, yani ne bileyim en azından ruhunu affedebilirsin, her ne yaptıysa.
-Gökhan bak, bilmediğin bir şey var. Nasıl söyleneceğini bilmiyorum tam, ama başka yolu yok herhalde. O’nu ben öldürdüm.
-…… Ne yaptın?
-Duyduğun şeye inan. O yüzden şimdi kalkıp üzülüyorum demenin bir manası yok. En azından bu sefer yaptığım şeyin arkasında durmak istiyorum.
-Ceyda sen iyi misin? Sarhoş falan değilsin di mi?
- Şu anda sarhoş olmayı çok isterdim ama pek mümkün değil. En azından bir 15 sene kadar da mümkün olacağını sanmıyorum.
-Sen!?..
-Evet Gökhan, ben şu anda hapisteyim. Kalabalığın içinde yalnızım ve bu sefer sen çağırsamda yanıma gelemezsin. Bütün bu konuşmanında sadece bir tek nedeni var, sana sadece hep haklı olduğunu söylemek istiyorum. Benim ve benim gibilerin anlamadığı şeyi defalarca bana anlatmaya çalıştın. Defalarca hayatta beyaz atlı bir prens veya prenses olmadığını, ilk görüşte aşkın mucizelere bağlı olduğunu, mucizeyi beklemenin de beyhude bir çaba olduğunu söyledin. Ben o mucizeyi gerçekleştirdiğime inandım. Rüyadan uyandığımda ise yerde kanlar içinde bir adam yatıyordu. Sonra bir başka rüyada olduğumu anladım. Demir parmaklıklı bir rüya. Uyandığımda bu sefer yanımda seni gördüm. Olması gerektiği gibi. Farkında olmadan ne kaybettiğimi anladığımda ise ellerimde sadece üzüntü vardı. Burda bu konuşmayı yapmanın ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezsin. Şimdi beraber okuduğumuz o şiir geliyor aklıma bazen; Mahvolmuş hayatlar olağandır,
-Bilgeler içinde, ahmaklar içinde
-Evet. Ve Bukowski bunu biliyordu. Sende biliyordun. Ben ise biliyormuş gibi yapıyordum sadece. Meğer o şiirde ki ahmak benmişim.
-Ceyda…
-Bir şey söyleme. Seni tekrar arıycam, bu kadarını kaldırabilirsin en azından değil mi?
-Tabi, elbette.
-Teşekkürler. Seni seviyorum.
-Bende seni seviyorum. Maalesef bende seni seviyorum.
No comments:
Post a Comment