Neyin nesi kimin fesi

Mert, bir insandır. Bana öyle geliyor ki iyi de bir insandır. Ama elbette emin olamayız. Zira Mert hakkında bildiklerimin çoğunu kimden öğrendiğimi söylersem artık bana olan güveniniz sarsılır. O yüzden, yani siz hala bana güveniyorken, bildiğimi iddia ettiğim şeyleri gerçekten doğru kabul edin ve bu sizin için yeterli olsun. Böylece Mert iyi bir insan olarak yoluna devam edebilsin.

14.10.06

yazmak

Bir selam kargaşasında kenarıya çekilmek derdindeyim. Herkesin birbirini tanıdığı meclislerde yalnızlık telaşı. Sohbetin son duraklarında başlıyor zamanım. Yorgun ruhlara ve uyuşmuş beyinlere hitap ediyorum. İki kuşak önce yaşayan insanların zerafeti gözlerimi kamaştırıyor. Faik bey, dedem, her sabah kalkar kalkmaz en temiz gömleğini nasıl giyer, gravatını nasıl özenle bağlarsa, işte öyle sevmek peşindeyim. Gri sisler gibi çöküp sinsi sinsi gerilen sinirlerimin yumuşaması bu oyun. Nefes almak ve yazmak bütünlüğünde coşkuyla kaybolmak istiyorum işte. Hislerimin düşüncelerimle en mantıklı birleşkesi burası. Gözlerim ve ellerimle tamamlanan bir ayin gibi herşey. Ardı arkası kesilmeyen ve aslında doğasına aykırı bir huzur. Mutlak konsantrasyonumu kanalize edebildiğim yegane dakikaların içinde olmak, başımı umuda kaldırıp göğsümde hissettiğim çarpıntılı derinlikle buluşmakla eş şu an. Çözülmesini hiç istemediğim bir düğüm. Yapmak istediğim bu, kesin olarak eminim. Aynı hayal kırıklıklarını bende yaşadım, aynı kahkahayı attım herkesle. Herkesin kendine ağladığı büyük aşklarım oldu yarım yamalak anlatabildiğim. Yavaş yavaş keşfettim, benden aslında ne kadar çok olduğunu. Keşfettikçe özelliğimden sıradanlığıma geçtim. Başarma hırsıyla yanıp tutuşup, elde edince kuvuşulan bir sevinçte değil, sükunetin sürüklediği yalınlıkta yazdığımda buldum mutluluğu. Bildiğim insanların yanında olabilmek için uzattım elimi. Tutanların daima dostu oldum. Kıvılcım gözlü bir soruydu zihnimdeki, meşguliyet acabaların kusursuz çıplaklığıydı. Sevdiğim insanlarla birlikte sevdiğim işi yaparak kazanabilir miydim gerçekten? Büyümenin temelinden korkuyordum yıllardır. Beyhude çabalarla yılların geçmesinden. Deforme olmuş bir hayata bakmaktan. Yazmamaktan. Yazmak isteyip yazamamaktan. Hayatın ortasında diz çökülmez. Çocuk lükslerimizden arındık. Oksijenli suyla iyileşen diz yaralarımızın yerini her bahar yeniden açan çiçekler almadı. O çiçekleri bize veren de olmadı. Gittikçe ağırlaşan bir yükün altında kendini aynadan izlemek esas ıstırap. Gecelerden korkmamaya başlar başlamaz tanışıyoruz üzüntüyle. Yastıklarımız bilir en derin kaygılarımızı. Ümit en haylaz ufaklıktır içimizde ki. Dinleyene anlattığımız hikayelerimizle doğruluyoruz işte yeniden. Karşımızda bizi ciddiye alan insanların aldatmacasız yardımını bekliyoruz belki. Göğe uzanan kelimelerimizle tutunuyoruz hayata. Bir defa olsun utanmış insanların anlıyacağı o mahcubiyetle sunuyoruz içimizi. Kalbimiz heyecanla çarparken coşkuyla müziğimizin sesini açıyoruz. Kalemimiz en saf benliğimiz oluyor. Yazmak harekete geçiriyor birşeyleri.

No comments: